Ragip Karadayi
RAGIP KARADAYI'DAN
Ragıp Karadayı
1953 Erzurum Narman Beyler köyü doğumlu olan Ragıp Karadayı, ilkokulu Otlutepe’de, ortaokulu Narman’da, öğretmen okulunu Gümüşhane’de, Eğitim Enstitüsü’nü de İstanbul’da okudu.
Afyon, Burdur, Erzurum ve İstanbul’da çeşitli okullarda öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Millî Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu temel eğitim müfettişli imtihanını kazanarak eğitimini başarıyla tamamladı .
Mesleğinin zirvesindeyken ayrılıp çok sevdiği gazeteciliğe geçti. Vinyetler, karikatürler çizdi, yazılar hazırladı... Karikatürist olarak sarı basın kartı sahibi oldu.
Bu arada radyo tiyatroları yazdı ve yönetti.
Yüze yakın tarihî, kostüme filmler, onlarca dizi, belgesel ve TV programları gerçekleştirdi. Senaryolar yazdı, yapımcılık, genel koordinatörlük, denetlemecilik ve yönetmenlik yaptı.
Hâlen senaryolar yazıp yönetiyor.
“AŞKIN EFENDİSİNE “ isminde tarihi bir romanı yayınladı.
Sanat ve edebiyat dünyamıza yeni eserler kazandırma azmi ve gayreti içinde olan Ragıp Karadayı evli ve dört çocuk babasıdır.
ANZAKLI ÖMER
1957 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Musluoğlu görev yaptığı hastahanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:
"Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar ( 1957) lisanım pek o kadar iyi değil.Newyork'da Medical Center Hospital adlı bir hastahanede görev almıştım. Fakat vazifem kan almak, kan vermek, serum takmak,elektrokardiyoğrafi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direk olarak hasta muayenesine, tedavisine verilmiyor. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum. Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam. Tahminen yetmiş beş yaşlarında. İngilizce konuşuyorum. Kan vereceğim kolunuzu acar mısınız? Çünkü adamcağız kanser hastası olduğu halde üstelik kansızdı. Elimde kan torbası da var tabii ki.. pazusunu açtım. Baktım pazusunda dövme şeklinde bir Türk bayrağı var. Çok ilgimi çekti benim. Kendisine sormadan edemedim. Siz Türk müsünüz?
Kaşlarını yukarıya kaldırarak " Hayır " manasına işaret yaptı. Ama ben hala merak ediyorum: Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir? "Aldırma işte öylesine bir şey dedi. Ben yine ısrarla dedim ki: “Fakat benim için bu bayrak çok önemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayrağı, benim bayrağım...”Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu:
“Siz Türk müsünüz?” “Evet Türk'üm....” İhtiyar gözlerime bakarak tanıdık bir göz arıyor gibiydi. Anlatmaya başladı:
“Yıl 1915. Sen hatırlamazsın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de, orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak'tım Avustralya Anzak’larından... İngilizler bizi toplayıp dediler ki: Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda . Birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir. Biz de inandık sözlerine vaadetlerine... Savaşmak isteyenler arasına katıldık.” Avustralyalı Anzak ihtiyar anlatmaya devam ediyordu: “Bizim beynimizi yıkayan ingilizler, Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevkediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler o zaman . Mısır'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi . Ondan sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler. Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor, gökyüzünde havai fişekler, geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman... Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu.
Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi, Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil, kalplerinde ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş .
Bunu nereden anladığımı söyleyeyim. Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipcik darbesiyle kendimden geçmişim.”
Meraktan ağzım açık yaşlı Avustralyalıyı dinliyorum. Savaşın dehşetli anılarını anlatırken hastalığına rağmen tir tir titremeye başlamıştı. Devam etti:
“Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar, vahşi kimseler olarak tanıttı ya... Ama dikkat ettim. Yaralarımı sarmışlar. Bana hiçte öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. iyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki; kendi kendime: Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürürler. Ama öldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı. Bu duygularla "Yazıklar olsun bana" dedim." Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum. Niye savaşmaya gelmişim.
Bu ingiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış" diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam düşündüm durdum günlerce..... Nihayet bize serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. işte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte”
Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti: “Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek, sıhhate kavuşmama çaba sarfeden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarfeden bir Türk... Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütün kalbimle inanıyorum. Peşinden nemli gözlerle "Bana adınızı söyler misiniz? Dedi. "Ömer" cevabını verdim. Gayet merakla tekrar sordu: Peki niçin Ömer ismini, vermişler sana ? Babam müslümanların ikinci halifesi isminden ilham alarak bana Ömer adı vermiş. Yahu senin adın müslüman adı mı ?
Ben "Evet, Müslüman adı" deyince yüzüme baktı baktı, birden doğrulmak istedi. Ben mani olmak istedim. Israr etti. Ama niye ısrar ediyordu? İhtiyarın ısrarına dayanamayıp yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu doluydu. Yüzüme bakarak dedi ki: “Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Mr. Josef Miller idi.
Şimdiden sonra "Anzaklı Ömer" olsun.
"Olsun. Peki doktor beni Müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu ?" Şaşırdım. Nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar vermişti. Meğer o yaşa gelinceye kadar içten içe hep düşünüyormuş da kimseyle konuşamadığı için , soramadığı için konuşamıyormuş.
Tabii dedim Müslüman olmak çok kolay.
Sonra kendisine imanın ve islamın şartlarını anlattım. Kabul etti. Hem kelime-i Şahadet getiriliyor, hem de çocuklar gibi ağlıyordu. Yaşlılık bir yandan,hastalık bir yandan bir de yıllardan beri içinde kavuşmak isteyip de bilemediği için kavuşamadığı İslamiyet olan hasretin sona ermesi bir yandan bu yaşlı gönlü duygulanmıştı....Mırıldandı: Siz Müslümanlar tesbih çekersiniz bana da bir tesbih bulsan da ben de yattığım yerden tesbih çekerek Allah'ımı ansam olur mu?
Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakk’ı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Neyse uzatmayayım hemen bir tesbih bulup kendisine getirdim. Hasta yatağında tesbih çekiyor,biz de gerektiğinde tedavisiyle ilgileniyorduk. Fakat benim için o daha bir başkalaşmıştı. Müslüman olmuştu. Bir gün yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica etti. Beni yalnız bırakma olur mu? Ne gibi Ömer amca ? Ara sıra gel de bana islamiyeti anlat! sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor. O günden sonra her gün yanına gittim. Bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım.
Fakat günden güne eriyip tükeniyordu. Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum . Hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum. "Doktor Ömer! Lütfen 217 numaralı odaya gelin!" Dedim ki içimden "Bizim Ömer amca galiba yolcu?" hemen yukarı çıktım.
Odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi: Sağ elinde tesbih açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı,göğsünde imanı ile ,koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu. Hemen başucuna oturdum. Kendisine kelime-i şahadet söylettirdim. O şekilde kucağımda teslim-i ruh etti....
Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu.
"Ne yalan söyleyeyim ağladım....
İnanan bir insan her konuda olduğu gibi, imani meselelerde de ağzından çıkan söze dikkat etmelidir..
Şayet umursamaz bir biçimde, dikkat etmeden,sözün nereye vardığını bilmeden,nasıl bir sonuç doğuracağını düşünmeden imana aykırı sözler söylerse, Mevla muhafaza buyursun imanını kayb edebilir.. Günlük hayatta çokça duyduğumuz, bu sözleri her müslümanın hayatından çıkarması gerekir.. Aksi halde imanı koruma konusunda büyük kayıplar olacaktır...
Söyleyeceklerime "hâşâ" diyerek başlıyorum...
*"Fala inanma falsız kalma..
*"Kader utansın,
*"Onda iman ne gezer,
*"Onunla cennete bile girmem,
*"Burası Allahın unuttuğu yer,
*"Kuran çarpsın,
*"Allah çarpsın,
*”Ahirete gidip gelen var mı,?
*"İnanmayan için Allah rahmet etsin,
*"Allah beni duymuyor,
*"Onun hakkından Allah bile gelemez,
*"Hasta olanın, dayanamıyorum artık beni öldür Allahım demesi,
*"Haram yemek ne tatlı şeymiş,
*"Ramazan ayının yaklaştığı hatırlatıldığında, ağır bir ay geldi, hapı yuttuk gibi boş
laflarda bulunmak,
*"Zalim Kişiye Adil Demek,
*"Ölen duyduğunda vesileyi unutup ah oraya gitmeseydi ölmeyecekti demek
*"Kişinin kendinden madden üstte olanlara bakıp "Allah falan kuluna veriyor da,
bana neden vermiyor" demesi
*"Kıyamet hacılar hocalar yüzünden kopacak
*"Güzele bakmak sevab" HARAMA BAKARKEN
*"Atın ölümü arpadan olsun"İÇKİ İÇERKEN
*"Haydan gelen huya gider" HARAMDAN KAZANIP KAYBEDENLER İÇİN SÖYLENİYOR HAY ALLAH DEMEK
*"Allahın sopası yok ki vursun"
*"Şu işi yaparsam kafir olayım"
*"Peygamber gelse yine kabul etmem"
*"Allahımı inkâr edeyim bu böyle" diye yemin etmek
*"Allahım rahmetini bana vermekte cimrilik etme"
*"Allahın hiç işi kalmamışta bu gibi şeyleri yaratıyor"
*"Cinler olacakları biliyor"
*"Eğer Allah ahrette hakkı ile hükmederse senden hakkımı alırım"
*"Bu işin inşaallahı maşaallahı yok"
*"Namaz kıl diyen kimseye" Ramazan gelsin kılarız demek"
ve bunun benzeri sözler sarf etmek, müslümanın kesinlikle kaçınması
gerekenlerdendir,, eksiklerimi tamamlamanız beni sevindirecektir..
Saadet ancak namazla başlar
Namaz dinde direktir, elbet kılmak gerektir
Günahlara kefaret, ibadette yürektir
Felah istersen bırak bahaneyi ve nazı
Tadil-i erkân ile kılmalısın namazı
Kurtuluş kolaylaşır, secdeye değse başlar
Çünkü sonsuz saadet, ancak namazla başlar
Namaz ruha şifadır, gönülleri şen eder
Doğru kılınan namaz, kötülükten men eder
Namaz dinde gayedir, İslam’ın binasıdır
Gözlerimizin nuru, kalblerin cilasıdır.
Namaz en efdal amel, edası gayet sevap
Kabirde ışıktır hem Münker Nekir’e cevap
Kim ki kötülüklerden olmuyorsa selâmet
Namazı gaflet ile kıldığına alâmet.
Namaza önem verip doğru dürüst kılmalı
Yalan yanlış kılmaktan utanıp sıkılmalı
Namaz kılmayanların kabul olmaz duası
İyi işler yapsa da, silinmez kalbin pası
Beynamazın elbette imanı sağlam kalmaz
Kolayca küfre girer, farkında bile olmaz
Kulluğa Yakışır mı?
Horasan valisi Abdullah bin Tâhir çok âdil idi. Jandarmaları birkaç hırsız
yakalamış, vâliye bildirmişlerdi. Hırsızlardan biri kaçtı.
Hiratlı bir demirci, o gece evine dönerken, bunu yakalayıp, hırsızlarla
beraber vâliye çıkardılar.
Vâli emretti:
- Derhal hapsedin!
Demirci, hapishânede namaz kılıp, dua etti:
-Ya Rabbi! Suçum olmadığını, ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan, ancak
sen kurtarabilirsin. Beni kurtar!
Vâli, o gece rüyasında dört kuvvetli kimse gelip, tahtını tersine
çevirirlerken uyandı. Abdest alıp, iki rekat namaz kıldı. Tekrar uyudu.
Yine o dört kişinin, tahtını yıkmak üzere olduğunu görüp, korkuyla uyandı.
Kendisinde, bir mazlumun âhı bulunduğunu anlamıştı.
Hapishâne müdürünü çağırıp sordu:
- Zindanda bir mazlum kalmış mı?
- Bunu bilemem. Ama biri, namaz kılıp çok dua ediyor, gözyaşları döküyor
efendim.
O kimseyi getirtti. Halini sorup anladı ve özür diledi.
Sonra rica etti:
- Ne olur, hakkını helal, şu bin gümüş hediyemi kabul et ve herhangi bir
arzun olursa, bana gel!
Demirci minnetsizdi:
- Hakkımı helal ettim, hediyeni kabul ettim. Ama işimi, dileğimi senden
istemeye gelemem efendim.
- Neden ama?
- Çünkü benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultânın tahtını birkaç
defa tersine çeviren "Sâhibim"i bırakıp da, dileklerimi başkasına
götürmekliğim kulluğa yakışmaz!
Sual: Bir arkadaş, (Hiçbir şey kendiliğinden olamayacağı için Allah’a inanıyorum, ama dinlere, peygamberlere, kitaplara, ahirete inanmıyorum) diyor. Böyle düşünen Allah’a inanmış sayılır mı?
CEVAP
O, kesinlikle Allah’a inanmıyor. Nasreddin Hocanın, (Doğduğuna inanıyorsun da, öldüğüne niye inanmıyorsun) dediği gibi, (Ben öğrenciyim; ama öğretmene, derse, imtihana inanmam) denir mi? Öğrenci ise, öğretmene, derse inanması gerekir. (Ben kanuna inanırım; ama savcıya, mahkemeye inanmam) denir mi? Ortada bir kanun varsa, bunu hazırlayanlar var, onları uygulayan mahkeme var demektir.
Samimi olarak Allahü tealaya inanıyorsa, elbette onun emir ve yasakları da vardır.
İstisnalar hariç, bütün fen adamları, bu kâinatın kendiliğinden var olmadığını, bir yaratıcısının bulunduğunu ittifakla bildirmişlerdir. Fen ne kadar ilerlerse ilerlesin, insanlar, bir karıncayı, bir kuşu, bir arpa tanesini yaratamaz. Akıllı ve bilgili bir kimse, kâinata bakınca, çok intizamlı yaratıldığını görür. Bunun kendiliğinden olmadığını anlar. Bir insan bir alet, bir makine yapınca bunun nasıl ve nerelerde kullanılacağına dair bir prospektüsünü [tarifesini] de yanına koyar. Yine de anlaşılması zor ise, kullanmasını öğretecek kurslar açar. Bir makine yanlış kullanılırsa elden çıkar. Her şeyin yaratıcısı olan cenab-ı Allah da, insan denilen bu muazzam makineyi yaratıp başıboş bırakmamıştır. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız?) [Müminun 115]
İnsan denilen makinenin de, bir kullanma tarifesi vardır. Bu da Allahü tealanın, peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği kitaplardır. Son Peygamber olan Muhammed aleyhisselama gönderilen kitabı ise Kur’an-ı kerimdir. Kur’an-ı kerim çok veciz olduğu için, Peygamber efendimiz bunu hadis-i şerifleri ile açıklamıştır. (Allaha inanıyorum) diyenin, onun gönderdiği kitaplara, peygamberlere de inanması gerekir.
Ortada bir eser varsa, bu eseri elbette meydana getiren biri vardır. Bu eserin nasıl kullanılacağını elbette bildirmiştir. Öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyene, kendisini ebedi tehlikeye atana akıllı denebilir mi? Kur’an-ı kerimin çok yerinde, (Düşünmüyor musunuz?) diye ikaz edilmektedir. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Aklı olmayanın dini de yoktur.) [Tirmizi]
(Akıllı kimse, Allah’a ve Peygamberine inanan ve ibadetlerini yapandır.) [İ. Muhber]
(Aklı olan kimse iman eder.) [Beyheki]
Şu halde ben Allah’a inanıyorum diyen akıllı kimsenin, kitaplara ve peygamberlere de iman etmesi ve ibadetlerini yapması, haramlardan kaçması gerekir. İmanın altı şartından birine bile inanmayan iman sahibi olamaz. Ben sadece Allah’a inanıyorum demesi kendini aldatmaktan başka şey değildir.
Sual: Türban sonradan meydana çıkmadı mı? Sahabe türban mı taktı? Kur’anın emri olmadığına göre, türban bir töre, bir gelenek değil mi?
CEVAP: Saçların örtülmesi Kur’an-ı kerimde açıkça bildirilmektedir. Türban kelimesi Fransızcadan dilimize girmiştir. Başörtüsü demektir. Bu türban kelimesini de, yine türbana karşı olanlar çıkarmışlardır. Biz başörtüsüne değil, türbana karşıyız diyerek, güya maksatlarını gizlemeye çalışmışlardır. Biz giydiğimiz başörtüsüne yemeni, tülbent, çember gibi başka bir isim versek, bunlar yine karşı çıkacaklardır. Onlar, türbana, eşarba değil, Allah’ın (Başınızı örtün) emrine karşı çıkıyorlar. Türban kelimesi üzerinde durmaları aldatmacadan başka şey değildir. Kur’an-ı kerimde, (Hımar) kelimesi geçmektedir. Hımarın Türkçesi, başörtüsüdür. Fransızcası da, (Echarpe) yani eşarptır. Fransızlar eşarba, (Turban) yani türban da diyorlar. Türkler, Fransızca’dan gelen eşarp kelimesini kullandığı gibi, Farsçadan gelen tülbent kelimesini de kullanıyorlar. Yine Arapça’dan gelen yemeni kelimesini de kullanılmaktadır. Bunlar, edebiyatımıza da geçmiştir. Halkımıza mal olmuştur. Bir mani:
Başında al yemeni
Öldürme zalim beni
Eller ne derse desin
Alacağım ben seni.
Başörtüsüne çember de denmektedir. Çember de manilerde yer almıştır:
Çemberimde gül oya
Gülmedim doya doya
Dertlere karıyorum
Günleri saya saya
Halkımız, başörtüsüne yazma da diyor:
Oyalı yazma başında
Oyaları kaşında
Yeter beklettiklerin
Çeşmelerin başında
Yaşmak kelimesi de Anadolu’da hâlâ kullanılmaktadır; hatta bazı Türk siyaset adamları, halkın gözüne girmek için Bosna’da beyaz yaşmak dağıtmışlardır. Bir mani daha:
Ay doğar anasından,
Bulutun arasından,
Kız saçın görünüyor
Yaşmağın arasından
Çok yerde başörtüsü için bürgü de denmektedir. Her bölgede bir şey söyleyebilirler. Bazı yörelerde kaşbastı da deniyormuş. Başörtünün adı önemli değildir. Önemli olan saçların ve boyun bölgesinin örtülmesidir. Tesettür ayeti gelmeden önce, cahil Araplar açık saçık giyinirlerdi; hatta Kâbe-yi şerifi bile çırılçıplak tavaf ederlerdi. Tesettür ayet-i kerimesi indikten sonra, yeni bir medeniyet başlamış, bütün Müslüman hanımlar örtünmüşlerdi. Tesettür ayetinden önceki durumu anlatıp, sahabe hanımları açık gezerdi demek, kasıtlı değilse, çok cahilce bir sözdür.
Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, hımarlarını [başörtülerini] yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]
Peygamber efendimiz, Kur’an-ı kerimi açıklayarak buyuruyor ki:
(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni]
Hazret-i Âişe validemiz de buyuruyor ki:
(İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler.) [Buhari, Nesai]
Sual: Kadınların örtünmesi, açık gezen kadınlar için baskıya sebep olmaz mı? Örtünen kadınların iyi Müslüman bilinmesine, açık saçık gezenlere kötü gözle bakılmasına sebep olmaz mı?
CEVAP
Bunlara evet denirse, o zaman bunun tersi de düşünülebilir. Açık gezenler, kapalı gezenlere baskı yapmış olmaz mı? Açık gezenlerin modern, kültürlü, bilgili olmasına, kapalı kadınlara gerici, yobaz, cahil gözü ile bakılmasına sebep olmaz mı da denebilir. Müslüman kadınlar böyle bir şey düşünmediğine göre, açık saçık gezenler niye baskıya maruz kaldıklarını düşünsün ki? Açılma özgürlüğüne evet demek, kapanma hürriyetine hayır demek, hangi demokrasi ile bağdaşır? Bir toplumda her çeşit insan bulunur, sağcısı da, solcusu da olur. (Solcu yaşasın, sağcı ölsün) demek, faşist bir baskı olmaz mı?
Müslüman, içki içeni veya başka günah işleyeni görünce, kendi günahını hatırlar. Kendi günahları affedilmezse, başına neler gelecek, ne azaplar çekecek diye düşünür. Başkalarını ayıplamanın, kötülemenin, gıybet etmenin haram olduğunu bilir. Onların günahlarından daha büyük günah işlemekten elbette çekinir. Onun için Müslümandan korkmamak lazımdır. Kimseye baskı yapmaz, kendi kusurları ile uğraşır.
Müslüman, Allahü teâlânın, iyilik edenleri, insanlara hizmet edenleri, tatlı dilli, güler yüzlü olanları, iyi işler yapanlara yardım edenleri sevdiğini bilir ve öyle olmaya çalışır. Günah işleyenlere kötü gözle bakmaz. Müslüman diliyle, eliyle kimseyi incitmez. Başkasını incitmek günahtır ve fitne çıkmasına sebep olur.
Müslüman ideal insandır
Müslüman, günah işlemekten sakındığı gibi, kanunlara karşı gelmekten, suç işlemekten de sakınır. Herkesin sevgisini, saygısını kazanan şerefli bir insan olmak için çalışır. Kimseye zararı dokunmadığı için, her rejim, her ülke için, Müslüman ideal insandır. İslamcıyım diyerek toplumda fitne çıkarmaya çalışan bazı kimselere bakıp da, Müslümanlığın zararlı olduğunu sanmak, çok yanlış olur. Bazı doktorların hatasını tıbba bulmak yanlış olduğu gibi, bazı Müslümanların hatalarını da, Müslümanlığa bulmak asla doğru olmaz.
Müslüman kimseye zarar vermez. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(İnsanların en iyisi, insanlara iyilik edendir. İnsanların en kötüsü, insanlara zarar veren, onları incitendir.) [R. Nasıhin]
(En kötü insan, zararından kurtulmak için yanına yaklaşılmayan kişidir.) [Buhari]
(Hep iyilik eden, kötülük yapmaktan uzak duran kimseye müjdeler olsun!) [Buhari]
(Huyu güzel olan, herkese karşı yumuşak davranan ve kimseye kötülük etmeyen iyi bir insandır.) [Berika]
(İnsanların en iyisi, onlara faydası çok olanıdır.) [Kudai]
(Halkın efendisi onlara hizmet edendir.) [Ebu Nuaym]
Sen, doğru ve emînsin!
Peygamber Efendimiz’in doğru ve emîn olduğunu düşmanları bile biliyor, îtiraf ediyorlardı. Hattâ “Ebû Cehil” bile.
Nitekim o demiştir ki:
- Yâ Muhammed! Biz seni yalanlamıyoruz ki. Sen, doğru sözlü ve emîn birisin. Hiç yalan söylemezsin.
Ertesi gün meşhur “Bedir cengi” olacaktı ki, o akşam, müşriklerden biri, Ebû Cehil'i yalnız görünce arkasından sessizce yaklaştı:
- Yâ Ebâ Cehil!
Müşrik, hışımla döndü geri:
- Ne var?
- Şurada ikimizden başkası yok değil mi?
- Evet, ne olacak?
- Biz bizeyiz yani.
- Lâfı geveleme be adam. Ne diyeceksen de!
- Sana birşey soracağım. Ama doğru söyleyeceksin.
- Tamam tamam, sor bakalım!
- Muhammed, doğru ve emîn bir kişi midir, yoksa yalancı biri mi?
- Elbette doğru ve emîndir.
- Yalan söylemez mi yâni?
- Hayır, aslâ.
Asıl soracağını sordu bu defa:
- Pekii, Onunla niye savaşıyoruz öyleyse?
Ebû Cehil şaşırdı. Kafasını kaşırken cevap verdi:
- Şeyy, canım biz kendisine bir şey demiyoruz ki.
- Eee, öyleyse?
- Biz, Onun getirdiği kitaba karşıyız aslında.
Ve yükseltti sesini:
- Haydi git yat! Yarın müthiş bir savaş olacak!
Allahü teâlâyı sevmenin alameti, Kur'an-ı kerimi sevmektir. Kur'an-ı kerimi sevmenin alameti Peygamberi sevmektir.
Peygamberi sevmenin alameti, sünnete uymaktır. Sünnete uymanın alameti, ahireti sevmektir.
Ahireti sevmenin alameti,dünya sevgisini kalbden çıkarmak,dünyaya buğzetmektir.Dünyaya buğzetmenin alameti de, kendisini ahirete götürecek kadar mal ile yetinmek ve ahirete hazırlanmaktır.
Sual: Usul ve füru nedir? Farzlar ve haramlar için, füruat denir mi?
CEVAP
Hanefi mezhebinin âlimleri, itikatta İmam-ı Mâtüridi’ye tabi olmuşlardır; çünkü İmam-ı Mâtüridi, usul ve füruda, İmam-ı a’zamın mezhebindedir. Usul, itikat demektir. Füru, ahkâm-ı islamiyye demektir. (Milel ve Nihal)
Açıkça bildirilen farzlara ve haramlara inanmak, mesela içkinin, kumarın, domuz etinin haram olduğuna, beş vakit namazın, orucun, zekâtın, tesettürün farz olduğuna inanmak da usuldendir, füruat değildir. Bunların farz veya haram olduklarını inkâr etmek, küfür olur.
İmam-ı Şafii hazretleri, (Usul bilgileri; kitap, sünnet ve icma-i ümmettir. Bunlara inanmak şarttır) buyurdu. (Mizan-ül-kübra)
Kunutu yetiştiremeyen
Sual: Ramazan ayında, bir kimse, imamla beraber vitir kılarken, henüz kunutu bitirmeden, imam rükûa varmış olsa, o kimse ne yapar?
CEVAP
Kunut okumayı bırakıp imama tabi olur. Onunla rükûa eğilir. (F. Hindiyye)
İmamla vitir kılarken
Sual: Ramazan ayında, bir kimse, imamla beraber vitir kılarken, üçüncü rekâtın rükûunda imama yetişen kimse, namazının kalan kısmını kaza ederken kunut okur mu?
CEVAP
Üçüncü rekâtı imamla kılmış sayıldığı için, artık kunut okumaz. (F. Hindiyye)
Halil İbrahim bereketi
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş vardır. Büyüğü Halîl, küçüğü İbrâhim. Halîl, evli çocuklu. İbrâhim bekârdır.
Ortak bir tarlaları vardır bunların. Ne mahsul çıkarsa, iki pay eder, bununla geçinip giderler.
Bir yıl, yine buğdayı harman yapıp, ikiye ayırırlar. İş kalır taşımaya. Halîl, bir teklif yapar:
- İbrâhim! Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle!
- Peki âbi!
Halîl gidince İbrâhim düşünür:
“Âbim evli ve çocuklu. Ona daha çok buğday lâzım”.
Ve kendi payından bir miktar atar onunkine.
Az sonra Halîl çıkagelir:
- Haydi İbrâhim! Önce sen doldur da taşı ambara!
- Peki âbicim!
İbrâhim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.
O gidince, Halîl düşünür bu defa:
“Çok şükür, ben evliyim, kurulu düzenim var. Ama kardeşim henüz bekâr. O, daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek”.
Ve kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Ama harmanyerindeki buğday yığını hiç azalmamıştır. Hattâ çoğalmıştır.
Hak teâlâ onların bu hâlini çok beğenmiş ve bir “Bereket” vermiştir buğdaylarına.
Öyle ki, günlerce taşırlar da yine bitiremezler. Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları.
Bu gün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir.
“Halîl İbrâhim bereketi”
ÇOCUKLARIMIZ CİĞERPARELERİMİZDİR |
|
|
|
Dünyâ, mümine zindan
Bir gün, Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri, kıymetli bir elbise giyer.
Cins bir ata biner. Sırtına da muhteşem bir şal alıp, çıkar yola.
Heybet ve saltanatla giderken, Onu, bir yahûdî görür.
Sırtında bir denk “Çalı diken” vardır ve ter kan içerisinde kalmıştır.
Gavs-ı âzamı bu ihtişâmıyla görünce, geçer atının önüne ve;
- Duuur!.. diye seslenir. İmâm durunca, sorar:
- Ey Gavs! Sizin Peygamberiniz; “Bu dünya, mümine zindan, kâfire Cennettir” demiş. Doğru mu bu söz?
- Elbette doğru.
- Nasıl olur? Bir kendi hâline bak, bir de bana. Yâni sen şu saltanatınla zindanda, ben de şu perîşan hâlimle Cennette miyim?
Mübarek iner atından. Mecbur kalmıştır kerâmet göstermeye. Sağ kolunu ona doğru uzatıp sorar:
- Bak bakalım. Ne görüyorsun?
Yahûdî, kol ağzından baktığında “Cennet”i görür. Gavs-ı âzam da içinde oturmaktadır.
Sorar İmâm:
- Şimdi söyle. Ben burada neredeyim?
- Zindandasın. Sonra, sol kolunun içini gösterir:
- Burada ne görüyorsun?
- Cehennemi görüyorum, der. Ve titremeye başlar. Zîra Cehennemde yanarken görmüştür kendisini.
Gavs-ı âzam sorar:
- Sen burada neredesin? Yahûdi;
- Cennetteyim. Vallahi o söz doğru! der. Ve haykırır “Şehâdet”i.
Sual: Allah kimleri sevmez?
CEVAP
Allahü teâlâ, kâfirleri de, günah işleyen Müslümanları da sevmez. Bu ikisi arasında elbette fark vardır.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı, zatından yani kendisindendir. Müslümanların işlediği günahları ise sıfatları sevmez. Bu düşmanlık sıfatlara aittir. Rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldırmaz. (1/266)
Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]
(Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.) [Enam 141]
(Allahü teâlâ, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.) [Lokman 18]
Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(“Allah’tan kork” denince, “Sen kendine bak” diyeni Allahü teâlâ sevmez.) [Beyhekî]
(Düşmanlıkta ileri gidenleri Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari]
(Allahü teâlâ, kibirlileri sevmez.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, komşusuna sıkıntı vereni sevmez.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, eshabımı ve akrabamı incitenleri sevmez.) [Taberani]
(Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ. Gazali]
(Allahü teâlâ, cimriliği sevmez.) [Berika]
(Allahü teâlâ, çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebi-d-dünya]
(Allahü teâlâ, zalim zengini sevmez.) [Bezzar]
(Allahü teâlâ, taatten gafil olanı sevmez.) [Deylemi]
(Allahü teâlâ, çalışmayan gençleri sevmez) [Münavi]
(Allahü teâlâ, hakkı kabul etmekte inat edeni sevmez.) [Buhari]
Ne güzel son!
Büyük Velîlerden Mazhar-ı Cân-ı Cânân hazretleri, bir gün şunu anlattı sevdiklerine:
Resûlullah Efendimiz, bir gün bir kabîleye uğradı.
O esnada yahûdîler toplanmış, Tevrât okuyorlardı.
Peygamber Efendimiz teşrif edince, okumayı kestiler.
Sevgili Peygamberimiz sordu onlara:
- Niçin sustunuz?
Kimseden ses çıkmıyordu.
Temiz yüzlü bir ihtiyar yahudi ayağa kalktı:
- Ben söyleyeyim mi?
- Peki söyle bakalım!
Tevrât'ta, “âhir zaman Peygamberi”nin üstün vasıflarını okuyorlardı. Siz gelince sustular.
- Pekâlâ, kaldıkları yerden sen oku öyleyse!
İhtiyar yahudi okumaya başladı. Ancak okurken, göz altından, gizlice Resûlullah Efendimiz’i süzüyordu hayranlıkla.
O sayfayı bitirince dayanamadı artık.
Efendimize sevgi ve saygıyla bakarak;
- Vallahi o zât sensin! deyiverdi.
Ardından;
“Kelime-i şehâdet”i okuyup, rûhunu teslim etti.
Ne güzel son!...
Su Formülü:
Su, bir yudum sağlık aslında... Ve bu sağlık deposu hepimizin elinin altında. İçindeki mineraller sayesinde pek çok rahatsızlığa iyi geliyor. Suyun nimetlerinden faydalanmak için kendi kendinize yapabileceğiniz uygulamalar da var: İşte 7 sağlık sorunu için öneriler.
Su hayat kaynağımız... Sağlıklı ve zinde bir yaşam sürmek için tüm doktorların tavsiyesi bol bol su içmemiz. Ancak suyun faydalarından yararlanmak için içmek dışında da yapabileceğimiz şeyler var... Sıcak ve soğuk su kullanarak yapabileceğimiz özel terapiler, bazı rahatsızlıkların üstesinden gelmemize de yardımcı olabilir. Tansiyon düşüklüğü, sırt ve baş ağrıları, regl sancıları bu rahatsızlıklardan bazıları.... Bunun için size gerekense sadece biraz su!
DÜŞÜK TANSİYON
Düşük tansiyon sorununun hakkından gelmek için kan dolaşımını hızlandırmak gerekiyor. İşte bunun için bir öneri: İki kovaya ihtiyacınız olacak. Birini 36-38 derece arasında suyla, diğerini ise mümkün olduğu kadar soğuk suyla doldurun. İkini kovadaki su ne kadar soğuk olursa o kadar iyi unutmayın. Önce 5 dakika boyunca kollarınızı tamamen sıcak kovaya sokun. Sonra 10-20 saniye soğuk suya daldırın. Bütün bu işlemi baştan sona bir kez daha tekrarlayın. Suyu kollarınızdan akıtın ama kurulamayın. Şimdi olduğunuz yerde hafif koşu yapın. Tekrar ısınana kadar hareket etmelisiniz.
SIRT AĞRILARI İÇİN
Gerginlikler, duruş bozuklukları sırt ağrılarına sebep olabiliyor. İşte bundan kurtulmak için iyi bir öneri:
Tek başınıza da yapabilirsiniz belki ama partnerinizden yardım istemek işinizi kolaylaştıracak. Küvetin içine koyacağınız bir tabureye dik biçimde oturun ve duşu açın. Suyu sırtınıza gelecek biçimde ayarlayın. Sıcaklık önceleri 33 derece olabilir. Sonra yavaş yavaş artırın. 42 dereceye kadar çıkabilirsiniz. Süre, 5-10 dakika olmalı. Cildinizdeki kan dolaşımı iyice hızlanmalı. Bunu derinizin pembeleşmiş görüntüsünden anlayabilirsiniz. Daha sonra kurulanın ve yarım saat yatakta dinlenin. Bacaklarınızın altına yastıktan bir yükselti koyarsanız daha da rahat edersiniz. Bunu her gün tekrarlayabilirsiniz.
SOĞUK ALGINLIĞI BAŞLANGICI
Sesiniz gitmiş, boğazınız batıyor, gözleriniz yaşarmaya başladı. Soğukalgınlığının ilk belirtileri… Hemen ayaklarınıza sıcak su banyosu yapmalısınız. Çünkü büyük ihtimalle üşütmek üzeresiniz. Sıcak su hem ayaklarınıza iyi gelecek hem de virüslerin vücudunuza yerleşmesini önleyecek.
Kovayı 33 derece sıcaklıkta suyla doldurun. Bacaklarınızı dizlerinize kadar içine daldırın. 15-20 dakika boyunca 39 derecede, daha sonra 42 derecede tutun. Daha sonra kurulayın ve 15-30 dakika kadar yatakta dinlenin. Bu süreci soğukalgınlığı belirtileri kaybolana dek her akşam aksatmadan uygulayın.
SİNİRLİYSENİZ
Bütün gününüz inanılmaz stresli geçti. O halde hemen küveti sıcak suyla doldurup girin.
Sinirlilik halini gidermenin en iyi yolu sıcak suyla dolu bir küvet! Böylece damarlarınız genişleyecek, kan akışınız yoluna girecek ve bedeniniz sakinleşecek. Suyun dinginleştirici etkisi beyninize de iyi gelecek. Küveti dörtte üç oranında sıcak suyla doldurun. En az 10, en çok 15 dakika küvette kalın. Suyun içine damlatacağınız birkaç damla lavanta esansı daha da iyi gevşemenizi sağlayacak. Şimdi yavaşça kalkın. Ilık suyla bir kez daha duş alın ve kurulanıp en az 20 dakika karanlık bir odada uzanın.
BAŞ AĞRISI İÇİN
Ağrı kesiciler mutlaka işe yarar ama yüzünüze soğuk bir duş yapmak hem yan etkisiz hem de oldukça etkili.
Soğuk su başınızdaki gerginliği alacak. Duş başlığını öyle bir ayarlayın ki, bolca su gelsin. Eğer olmuyorsa duşun kafasını çıkarın. Hortum kısmından daha çok su gelir böylece. Şimdi omzunuza bir havlu alın ve küvete eğilin. Soğuk suyu önce alnınızdan sonra yüzünüzün sol tarafından akıtın. Aşağı yukarı hareketlerle sağa ve sola doğru işlemi devam ettirin. Son olarak soğuk suyla yüzünüzde 3 kez dairesel hareket yapın. Bu işlem migrene de iyi geliyor.
UYKU BOZUKLUKLARI
Yün ve keten çoraplarla ıslak çorap terapisini mutlaka deneyin.
Bunun için dizin bir karış altında biten bir çift keten çoraba ihtiyacınız olacak. Bir çift de yünlü çoraba. Önce ketenli çoraplarınızı soğuk suya daldırın. İyice sıkın ve sıcak ayaklarınızın üzerine giyin! Bunun üzerine yünlü çorabınızı geçirin. Bu ıslak çoraplarla mümkün olabildiğince kalın.
Sual:İleride iyi birisi olur ümidiyle, açıktan günah işleyen biriyle evlenmek uygun mudur?
CEVAP: Hayır, evlenmek uygun değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Kızını fasıkla evlendirenin duası ve ibadetleri kabul olmaz), (Fasık erkekle evlenmeye razı olanın, kabrinden kalkarken, alnında, “Allah’ın rahmetinden ümidini kesmiş” yazısı bulunur) ve (Şefaatime kavuşmak isteyen, kızını fasıkla evlendirmesin!)[Şir’a şerhi] (Fasık, açıktan günah işleyene denir. Mesela namaz kılmayan, tesettüre riayet etmeyen fasıktır. Fasıkla, hele inancı bozuk birisiyle evlenmek hiç doğru değildir.)
Bir hadis-i şerif meali: (Bir kızın küfvünü [dengini] bulunca, hemen evlendirin!) [Tirmizi]
Kadın, kız küfvüyle, yani dengiyle evlenmelidir. Küfüv, erkeğin soyda, malda, din işlerinde ve şerefte kadına uygun olması demektir; zengin olmak, maaşı çok olmak demek değildir. Küfüv olmak, erkeğin salih olması, namaz kılması, içki içmemesi, yani İslamiyet’e uyması ve nafaka kazanacak kadar iş sahibi olması demektir. Erkeğin, yalnız zengin veya yalnız tahsilli olmasını isteyenler kızlarını felakete sürüklemiş, Cehenneme atmış olurlar.
Evlenmek isteyen, büyüklerle istişare etmeli, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sığınmalı, nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından korunmak için, yalvarmalı. Evlenmeyenin, gözünü haramlardan koruması zor olabilir. Bir hadis-i şerif meali:
(Ahiret hususunda size yardımcı olacak, saliha bir eşe sahip olmaya çalışın!) [Tirmizi]
Hazret-i Ömer, (İmandan sonra, iyi bir hanımdan daha büyük nimet yoktur) buyurdu. Kötü kadınlar arasına düşerek, nefsine aldanıp haram işlemekten korkan gencin, afif, temiz Müslüman bir kız bulup evlenmesi farz olur. Böyle sıkışık durumda olmayan genç, ilim ve ahlak edinmek için çalışıp kadınlara ait hayız ve nifas bilgilerini öğrendikten sonra evlenmelidir. Çoluk çocuğuna helalden nafaka kazanmaktan aciz olanın evlenmesi doğru olmaz. Güzel ahlaka sahip olan, helal nafaka kazanabilen, eşini üzmeyecek olan, evlenmesi ibadetine mani olmayan kimse, evlenirse mahzuru olmaz. İslamiyet’e uyan, dinin emrettiği şekilde giyinen bir kızla evlenmeli. İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalı! İlla da (Malı çok, güzel bir kız olsun) dememeli, mal için, güzellik için iffeti elden kaçırmamalı! Bir hadis-i şerif meali: (Kadın, ya malı için veya güzelliği için yahut da dini için alınır. Siz dini olanını alın! Malı için alan malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır.) [Müslim]
Nikâhtan önce kızı görmek sünnettir. (Görmeden olan evliliğin sonu, üzüntü ve pişmanlıktır) hadis-i şerifi, nikâhtan önce kızı görmenin önemini bildirmektedir.
Yiyeceklerle ilgili doğru ve yanlışlar;
Acı biber bağımlılık yapıyor
Şeker boğaz ağrısına, elma uçuğa iyi gelir, yaşlandıkça kilo alındığı inanışı da gerçektir. İşte yiyeceklerle ilgili doğru ve yanlışlar listesi...
Yiyeceklerin etkileri ile ilgili olarak bilinen doğru ve yanlışları haberleştiren İngiliz The Times gazetesi, acı biberin gerçekten bağımlılık yaptığını, yaşlandıkça kilo alındığı inanışının ise gerçeği yansıtmadığını yazdı.
Şeker boğaz ağrısına iyi gelir: Doğru
Şeker, bal ve pekmez, boğazdaki tahriş olmuş mukus zarının üzerini kaplar ve ağrıyı hafifletir. Hardal, yabanturpu ve güçlü soğanlar da mukusu sökerek boğaz ağrısını rahatlatır.
Bakırlı yiyecekler saçların ağarmasını önler: Yanlış
Bakır eksikliği saçların ağarmasını hızlandırsa da, bu minerali içeren yengeç, istiridye, ayçekirdeği, fıstık ve badem gibi yiyeceklerin yenmesiyle saç ağarması önlenemez. Saçlardaki pigment eksikliği renk kaybına yol açar.
Acı biber bağımlılık yapar: Doğru
Acı biber yendiğinde hissedilen acı, vücudun "doğal ağrı kesici" olarak bilinen endorfin hormonunu salgılamasına yol açar. Endorfin, aynı zamanda haz hissi de verdiği için insanlar bir süre sonra bu hazzı yeniden hissetmek için daha acı biberler yemeye başlar.
Pişirmek mineralleri yok eder: Yanlış
Demir, çinko, iyot, selenyum gibi çoğu mineral, besinlerin pişirilmesiyle kaybolmaz. Yalnızca potasyum pişirme sıvısına karışır ve bu sıvı kullanılmazsa mineral yok olur.
Çekirge, ıstakozdan daha besleyici: Doğru
İki çekirgede 28 gram protein (erkeklerin günlük ihtiyacının yarısı, kadınlarınkinin yüzde 75'i) ve 6 mg demir (günlük ihtiyacın yarısı) bulunur. Bütün bir ıstakoz ise 22 gram protein, 0.8 mg demir içerir.
Pizza abur cubur grubuna girer: Yanlış
Yarım margarita pizza ve balzamik sirkeli bir salata yiyerek yalnızca 360 kalori ve 12 gram yağ tüketmiş olursunuz. Ayrıca, bir porsiyon sebze yemiş olursunuz.
Kadınlar yağlı ve tatlı yiyecekleri sever: Doğru
Birçok araştırma, kadınların bisküvi, kek gibi yağlı ve şekerli yiyecekleri, erkeklerinse cips gibi yağlı ve tuzlu yiyecekleri tercih ettiğini gösteriyor.
Yaşlandıkça kilo almak kaçınılmazdır: Yanlış
Yaşlandıkça kas kütlemiz azalsa ve kalori yakma hızımız düşse de, düzenli egzersiz yaparak bu durumun önüne geçebiliriz. Üstelik spor salonuna gitmeden evde basit hareketlerle kilo almayı önleyebilirsiniz.
Elma uçuğu iyileştirir: Doğru
Bir elmada 150 "süper besleyici" maddenin yanı sıra vitaminler, mineraller ile tansiyon ve kolesterolü düşüren pektin maddesi bulunur. Elmanın içindeki kuersetin maddesi, uçuğa yol açan virüsleri öldürür. Kuersetin maddesi kabuğun hemen altında bulunduğu için elmayı kabuğuyla yemek en iyisidir.
Jelatin tırnakları daha güçlü hale getirir: Yanlış
Tırnaklar her uzayarak 5-7 ayda bir tamamen yenilenir ancak jelatinli besinler bu süreci hızlandırmaz. Tırnak ve saçlar, muhtemelen kan dolaşımı daha iyi olduğu için yazın kıştan daha hızlı uzar.
Sual: Tuz, hurma kiloyla alınmaz, ölçekle alınması gerekir diyorlar. Bir de, baklava alırken, bana bir kilo baklava ver diyoruz. O da kartonuyla tartıp veriyor. Diyelim baklavanın kilosu 10 liraysa, on lirayı veriyoruz. Yahut 20 lira veriyoruz o bize 10 lira veriyor. Poşetle, kese kâğıdıyla da tartılan gıdalar oluyor. Bazıları, (Böyle alış veriş fasit olur, darasını ayrıca alması gerekir) diyor. Böyle bir şey var mı? Yaptığımız alış veriş sahih olmuyor mu?
CEVAP: Böyle alış verişler sahihtir, fasit değildir. Hatta biz bir kilo ver dedik, o da 950 gram verse, yine sahih olur. Çünkü 900 gram veya 1100 gram gıdayla poşeti veya kartonu, 10 liraya almış oluyoruz. Bu, götürü alış verişe giriyor. Bunun hiçbir sakıncası yoktur. Bu iddialar, fıkıh kitaplarını yanlış anlamanın neticesidir.
Tuzu, hurmayı da aynı şekilde almanın hiç mahzuru olmaz. Yani bir kilo hurma ver deriz, bu ne kadar deriz, fiyatı neyse onu alır. Bunun hiç mahzuru olmaz. 1 kilo hurmayı götürü usulüyle almış oluyoruz. Bir kilo hurma ver desek de, tart desek de fark etmez. Satıcı bir kilodan az veya çok tartsa da, yine fark etmez. Çünkü biz o miktarı satın alıyoruz. Buna ne kadar vereceğiz demeye de, bunu sattın mı demeye de gerek yok. Satıcı şu kadar vereceksin derse veya verdiğimiz paradan belli bir miktar alsa, biz de razı olsak, hiç konuşmasak da alış veriş sahih olmuştur.
İhtiyarlık nimeti
Sual:Yaşlanan Müslümanlara ahirette sual sorulmayacağı söyleniyor. Böyle bir şey var mıdır?
CEVAP: Evet, Allahü teâlânın, yaşlı olan salih Müslümanlara ikramı çoktur.
40 yaşına geleni, bazı hastalıklardan emin kılar.
50 yaşına gelenin hesabını hafifletir.
60 yaşına ulaşanı keremiyle rızıklandırır. Hesabı hafif geçer ve şehit olarak ölür. [Eğer bu yaşa kadar hâlâ namaz kılmaz ve günahlar içinde yüzerse, bir mazereti kalmamış demektir. Çok yaşaması onun lehine değil, aleyhine olur.]
70 yaşına geleni, kendisi sever ve meleklerine de sevdirir. Hesabı çok hafif görülür.
80 yaşına gelenin iyiliklerine sevab verir, kötülüklerini affeder, sorguya çekilmeden Cennetine koyar, Cehennemi ona haram eder.
90 yaşına varınca, bütün günahlarını affeder ve kendisini aile halkına şefaatçi kılar.
Püf Noktaları
Balık Kokusu
Balik kizarttiktan sonra mutfaga sinen kokuyu gidermek için bir kapta: 1 çay bardagi su ve 2 çorba kasigi sirkeyi kaynatiniz
Domates Kabukları
Domatesin kabuğunu kolay soymak için, kaynar suya daldırıp, bıçağın tersini domatesin yüzünde ağır ağır gezdirin.
Soğan Soyarken
Soğan soyarken gözlerinizin yaşarmaması için soğanı içi su dolu bir tasın içinde soyun.
Mayonez Hazırlama
Mayonez hazırlarken eğer sos kesilirse, bir yumurta sarısını 2-3 damla sirke ile çırpın ve yeterli miktarda zeytinyağı ile koyulaştırın. Bu karışımı kesilen sosa çırparak yedirin.
Kuru Bakliyat
Kuru bakliyatları bir gece önceden ılık suya koyun ve haşlarken içine biraz karbonat ilave edin.
Soslar
Tuz bazen sütü keser. Bu nedenle, beşamele ve diğer sütlü soslara, kıvamı bulduktan sonra tuz koyunuz.
Kahve Nemli Ise
Türk kahvesinin nem aldigini farkederseniz, kahve dolu kavanozun içine 1-2 tane kesme seker koyun
Tuzluk Tikaniyorsa
Tuzluklariniza biraz pirinç koyunuz
Kolay Sogutma
Buzdolabiniz bozuldu, ya da artik bos yer yok. Temiz bir kovayi musluk suyu ile doldurun. Içine bir çorba kasigi sofra tuzu atin. Siseleri daldirin. Yeterince soguyacaklardir.
Yemeginizin Tuzunu Fazla Kaçirinca
Tencereye birkaç parça çig patates atin. Fazla tuzu çekecektir.
Patetes Pisirmenin Püf Noktasi
Pisirme suyuna bir kasik sirke koyun. Hem rengi sapsari kalir, hemdaha lezzetli olur.
Ceviz Lekesi Elden Nasıl Çıkar?
Eller önce 1-2 dakika kadar sirkeye batirilmis bir pamukla ovulur. Sonra da soguk suyla ovulur. Ardindan soguk suyla yikanir. Ceviz lekesi tamamen çikar.
Bakir Kaplarin Parlatilmasi
Bir bezi sirke ile hafifce islatip, bakiri ovun. Kaplariniz piril piril olur.
Sıktıgınız Limonları Atmayın
Degersiz olarak gördügünüz limon kabuklarini günesli bir yere koyup kurutursaniz, iyi bir temizleme aracina sahip olursunuz. Bu kurumus kabuklarla, özellikle isli ve yagli mutfak esyalarinizi ovarken, sasirtici sonuçlar alirsiniz.
Yagli Siseler Nasil Temizlenir?
Önce deterjanla yikayin. Sonra durulanan sisenin içine sodali su koyarak sallamaya baslanir. Bes dakika kadar sallanan sise çalkalanip bu sefer içine kahva telvesi ilave edilir. Bir süre bu sekilde sallanan sise kisa bir zaman sonra yaglardan tamamen temizlenmis duruma gelecektir.
Mutfakta Tikali Lovabolarin Açilmasi
Lastik pompalarla dakikalarca açmak için ugrasmayin. Kaynar sodali su, tikali delikten dökülürse, tikali yer hemen açilacaktir.
Sogan Kokusu Ellerden Çikarilabilir
Evvelden hasladiginiz patatesi mutfaktaki isiniz bitince elinize sürerek ovusturunuz. Bu isleme bes dakika kadar devam ediniz. Ellerinizdeki kokulari alip götürecektir.
Mutfaktaki Haserelerle Savas
Mutfakta özellikle dolaplarda dolasan hamam böcegi, karinca gibi haserati yok etmek ve bir daha gelmemelerini saglamak için bu haseratin dolastigi yerlere, dolaplara terebantin sürmek kesin yoldur.
Ekmek
Ekmekleri düzgün kesmek için bazen zorlaniriz, özellikle taze ekmek hemen hamur olur. Oysa biçagimizin ucunu biraz atese tutarsak daha kolay yapabiliriz.
Sual: Dinde kolaylık var, zorluk yok dendiği halde, Peygamberimiz, (Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin, nefret ettirmeyin) dediği halde, aşağıda birçok zorluklar bildirilmiştir. Bu dinden soğutma ve bir çelişki değil mi?
CEVAP:Kolaylık var, zorluk yok demek, (Dinimizin verdiği ruhsatlardan, kolaylıklardan faydalanın) demektir. Yoksa (Herkes hoşuna giden şeyleri yapsın, hoşlanmadığı şeyleri yapmasın, size güç gelen ibadetleri yapmayın, onları istediğiniz gibi değiştirin) demek değildir. O zaman ortada din kalmaz. Dinde ufak bir değişiklik yapmak dinsizlik olur. Şimdi bahsettiğiniz örnekleri inceleyelim:
1- Meste mesh edilir diye tırnaklardaki ojeye mesh etmek kolaylıktır. İnce naylon çoraplara mesh de kolaylıktır. Ama bunların hiçbirisi caiz değildir.
2- Hanefi’de gusülde ağzın içini yıkamak farzdır. Kolaylık olsun diye ağzın içini yıkamamak kolaylıktır. Ancak gusül sahih olmaz.
3- Abdest almayıp teyemmüm etmek kolaylıktır. Ancak su varken veya su bulma imkânı varken teyemmüm caiz olmaz.
4- Beş vakit namazın hepsini sabahleyin kılmak veya gündüz hiç kılmayıp gece yatarken kılmak, hatta hiç kılmamak daha kolaydır. Ama bu kolaylıklar din değil, dinsizlik olur.
5- Oruçları hep kısa günde tutmak kolay olur. Bir ay Ramazan orucu çok diye, üç gün oruç tutmak da kolaydır. Bir gün oruç tutmak ise daha kolaydır. En kolayı da, hiç oruç tutmamaktır. Ama bunlar dini yıkmak olur.
6- Hacca gitmek zordur. Kâbe Allahın evi olduğu gibi, cami de Allahın evidir diyerek herhangi bir caminin etrafında dönmek daha kolaydır. Ama böyle yapmak dinsizlik olur.
7- Zekâtı kırkta bir değil de, yüzde bir veya binde bir vermek daha kolaydır. En kolayı da hiç vermemektir. Bunlar din değil, dinsizlik olur.
8- Her gün Kur’an okumak zor olur. Kur’an okumak yerine, teybe alıp bunu dinlemek, mezarlığa götürüp teybi açarak ölülere teypten okunan Kur’anı dinletmek kolaylıktır. Ama bunların hiçbiri caiz değildir.
9- Yabancı şehirlere gidince kıbleyi bulmak zordur. Herhangi bir istikamete doğru kılmak kolaydır. Araştırma yapmadan rast gele durmak, kolaylık ise de, dine aykırıdır.
10- Her camide cemaatle namaz kılmak zordur. Herkes evine bir kablo çekerek evinden imama uyması kolaylıktır. Hatta Türkiye’de bir yerde namaz kılınıp, radyoyla her evden dinleyerek imama uymak, daha kolaydır. Ama bu kolaylıklar dini kökten yıkmak olur.
Şu halde ölçü, keyfimize göre kolaylık değil, dinin emrine uyarak, dinin izin verdiği ölçüde kolaylıklardan faydalanmaktır.
AŞURE GÜNÜNÜZÜ TEBRİK EDER, HAYIRLARA VESİLE OLMASINI NİYAZ EDERİM RABBİMİZDEN..
RAGIP
Muharrem’in onuncu gününe Aşûre Gü-nü, dokuzuncu günü ile onuncu günü arasındaki geceye
de Aşûre Gecesi denir.
Muharrem ayı,Kur’ân-ı kerîmde kıymet verilen dört aydan biridir.
Aşûre Gecesi, bu ayın en kıymetli gecesidir.
Allahü teâlâ,birçok duâları Aşûre Günü’nde kabul buyurdu.
Bugün aşûre pişirmeyi ibâdet sanmak,bidattir, günahtır.
Muhammed aleyhisselâmın yaptığı veya emrettiği şeyleri yapmak ibâdet olur.
Din kitaplarının yazmadığı,hakiki din âlimlerinin bildirmediği şeyleri yapmak sevap olmaz,
günah olur.
Bugün, her-hangi bir tatlı yapmak,tanıdıklara ziyafet,
fakirlere sadaka vermek sünnettir,ibâdettir.
Bu günlerde oruç tutmak çok sevaptır.
Yalnız onuncu günü değil, bir gün önceki veya bir gün sonraki günle birlikte tutulur.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Aşûre Günü zerre kadar sadaka veren kimseye,
Allahü teâlâ Uhud dağı kadar sevap verir.”
“Aşûre Günü’nün orucu, bir senelik geçmiş günahlara kefarettir.”
“Allahü teâlâ,Aşûre Günü’nü üstün kılmıştır.Allahü teâlâ, gökleri,yeri,
dağları,de-nizleri,yıldızları,Arş’ı ve melekleri,Âdem aleyhisselâmı Aşûre Günü yarattı.
İbrahim aleyhisselâmın dünyaya gelişi ve Nemrud’un ateşinden kurtuluşu
Aşûre Günü oldu.
İbrahim aleyhisselâma, oğlunun yerine kesmek için,
büyük koç bugün ihsan edildi.”
Firavun’un boğuluşu,İsâ aleyhisselâmın göğe kaldırılışı,
Eyyûb aleyhisselâmın
hasta-lıktan kurtuluşu,
Âdem aleyhisselâmın tevbesinin kabulü,
Nûh aleyhisselâmın tufandan kurtulması,Yûnus aleyhis-selâmın
balığın karnından çıkması,Yakub aleyhisselâmın oğluna kavuşması...
hep Aşûre Günü olmuştur.
AŞURE GÜNÜNÜZÜ TEBRİK EDER, HAYIRLARA VESİLE OLMASINI NİYAZ EDERİM RABBİMİZDEN..
RAGIP
Muharrem’in onuncu gününe Aşûre Gü-nü, dokuzuncu günü ile onuncu günü arasındaki geceye
de Aşûre Gecesi denir.
Muharrem ayı,Kur’ân-ı kerîmde kıymet verilen dört aydan biridir.
Aşûre Gecesi, bu ayın en kıymetli gecesidir.
Allahü teâlâ,birçok duâları Aşûre Günü’nde kabul buyurdu.
Bugün aşûre pişirmeyi ibâdet sanmak,bidattir, günahtır.
Muhammed aleyhisselâmın yaptığı veya emrettiği şeyleri yapmak ibâdet olur.
Din kitaplarının yazmadığı,hakiki din âlimlerinin bildirmediği şeyleri yapmak sevap olmaz,
günah olur.
Bugün, her-hangi bir tatlı yapmak,tanıdıklara ziyafet,
fakirlere sadaka vermek sünnettir,ibâdettir.
Bu günlerde oruç tutmak çok sevaptır.
Yalnız onuncu günü değil, bir gün önceki veya bir gün sonraki günle birlikte tutulur.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Aşûre Günü zerre kadar sadaka veren kimseye,
Allahü teâlâ Uhud dağı kadar sevap verir.”
“Aşûre Günü’nün orucu, bir senelik geçmiş günahlara kefarettir.”
“Allahü teâlâ,Aşûre Günü’nü üstün kılmıştır.Allahü teâlâ, gökleri,yeri,
dağları,de-nizleri,yıldızları,Arş’ı ve melekleri,Âdem aleyhisselâmı Aşûre Günü yarattı.
İbrahim aleyhisselâmın dünyaya gelişi ve Nemrud’un ateşinden kurtuluşu
Aşûre Günü oldu.
İbrahim aleyhisselâma, oğlunun yerine kesmek için,
büyük koç bugün ihsan edildi.”
Firavun’un boğuluşu,İsâ aleyhisselâmın göğe kaldırılışı,
Eyyûb aleyhisselâmın
hasta-lıktan kurtuluşu,
Âdem aleyhisselâmın tevbesinin kabulü,
Nûh aleyhisselâmın tufandan kurtulması,Yûnus aleyhis-selâmın
balığın karnından çıkması,Yakub aleyhisselâmın oğluna kavuşması...
hep Aşûre Günü olmuştur.
MÜMİN NE HOŞ İNSANDIR.
Her işi hoştur. Musibet gelir, sabreder kazanır.
Bir nimet ihsan edilir, şükreder kazanır.
Söz yüce bir şeydir. Zamanında ve yerinde kullanılmalıdır.
Söz söylemek, dilin gönülle, gönlünde hak ile olduğu zaman makbuldür.
Nefsin gıdası haramlardır. Ruhun gıdası dini ilimlerdir.
Eden kendine eder. İyilik de etsen kendine, kötülük de etsen kendine.
İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir.
Siz iyilik etmeyi tercih edin.
İbadete vasıta olan şeylere hürmet lazımdır.
Nefs-i emmareden kurtulmanın alameti, insanların övmesi ile ayıplamasını,
eşit görmektir.İnsanların rağbetine sevinmek, önem vermemelerine üzülmek,
basitlik ve akılsızlıktır.
Bir iş Allah için değilse neye yarar, at gitsin.
Dünyanın lezzeti çiledir.
Dünya hayaldir. Ben diyen mahrum kalır, mahvolur.
Bu dünyada mukim yok, herkes seferi.Bunu anlayıp tedbirini alana müjdeler olsun.
Dünyada en güzel şey dünyayı sevmemektir.
Herkese önce lazım olan şey, ehl-i sünnet vel cemaat âlimlerinin anladıklarına
ve bildirdiklerine uygun olarak itikadı düzeltmektir.
Ölünce, eyvaah, eyvah ben ne yapmışım diyeceğiz. Bunu nasıl olsa söyleyeceğiz,
gelin şunu dünyada söyleyelim.
Alın yazımız icraatımızdır. Ne yapıyorsak alın yazımız o.
Ölüm var.Ölümden sonra üç yer yok, iki yer var:
Cennet ve Cehennem.
Söz dinleyen âlim, susan sâlim olur.
Söz dinleyen âlim,susan sâlim olur.
Kimin azsa sözü,açylyr kalb gözü.
Dil ederse istirahat,kalb eder rahat.
Çok konu?an gaf eder,vakti israf eder.
Dil yarasy ok yarasyndan acydyr.
Akylly, bildi?ini söylemez,deli söyledi?ini bilmez.
Bilmem demek ilmin yarysydyr.
Sükut,yorulmadan yapylan ibadet,masrafsyz takylan
bir ziynet,
hükümdarly?a muhtaç olmadan ele geçen bir devlet,
duvara ihtiyaç duyulmadan yapylan kale, çaly?madan
kazanylan zenginlik ve ayyplaryn kapatylmasydyr.
Bütün pi?manlyklarym söyledi?im sözlerden oldu.
Söylemedi?imden hiç pi?man olmadym.
Bazy sözleri söylemeye gücüm yetti,fakat söyledi?im
sözleri geri almaya gücüm yetmedi.
Bi?r-i Hâfi hazretleri anlatyr:
Rüyamda Resulullahy gördüm, bana
(Allahü teâlânyn seni neden üstün kyldy?yny biliyor
musun?)
buyurdu. Ben hayyr deyince, (Sünnetime tâbi olman,
salihlere hizmet etmen, din karde?lerine nasihat etmen,
Ehl-i beytimi ve Eshabymy sevmen sebebiyle bu dereceye
kavu?tun) buyurdu.
Râbia-i Adviyye hazretlerinin tevekkülü o
dereceye ula?my?ty ki;
(Gök tunç olsa, yer demir kesilse, gökten bir damla ya?mur
dü?mese,
yerden bir bitki bitmese ve dünyadaki bütün insanlar benim
çocu?um olsa,
Allahü teâlâya yemin ederim ki onlara nasyl bakaca?ym dü?üncesi
kalbime gelmez. Çünkü, Allahü teâlâ hepsinin ryzkyny verece?ini
bildirmi? ve üzerine almy?tyr) derdi. "Bu yüksek derecelere ne
ile kavu?tun?
" dediklerinde; Beni ilgilendirmeyen her ?eyi terk ve
ebedi olanyn, yani
Allahü teâlânyn dostlu?unu istemekle buyurdu.
| Son nefeste Allah demek
isteyen…. |
| Son nefeste Allah demek isteyen, sözünün eri
ise, hemen ba?lasyn. Ymanda de?i?me olursa nimetlerde de de?i?me olur. Dinimizde, gri yoktur. Siyah beyaz vardyr. Ya iman ya küfür. Dünyaya zillet, ahirete izzet verilmi?tir. Kuldan isteyen zelil, Allah’tan isteyen aziz olur. Dünyayy sevmeyeni Allah sever, insanlaryn elindekini sevmeyeni insan sever. Bu dünyayy mekan sanan hapy yuttu. Her ?eyi Allah için yapmaly. Bir ?eyin içine dünya menfaati girerse, zemzeme idrar kary?tyrmak gibi olur. Ysterse bir damla olsun. Kalbinde Allah korkusu çok az olan, dünya sevgisi bulunan, haramlardan sakynmayan, âlim oldu?unu söylerse ?a?ylyr. Salih kimselerden olmady?ym halde, salihleri severim. Kötü kimselerden daha a?a?y oldu?um halde, kötüleri sevmem. |
| seref Müslüman olmaktadir… |
|
Hiç kimse elbise veya etiketinden dolayi makbul olamaz. insanin serefi Müslüman olmasindadir.
Müslümanin serefi, ilim ve edep sahibi olmasindadir.
insanlar, elbise ve etiketine göre karsilanir, ilim
ve edebine göre ugurlanir. |
|
Mübarek cumanyz hayyrlara vesile olsun in?allah. Selam ve dua eder, dualarynyz da beklerim .
Ahrette rahmete kavu?mak için, ölürken iman ile
gitmek lazymdyr.
?ikayetçi olup a?lady?ym nice günler oldu. Zaman geldi ki,
a?lady?ym günlere a?ladym.
Bir kimse, bütün Peygamberlerin ibadetlerini yapsa,
fakat üzerinde çok az bir kul hakky bulunsa, Cennete
giremez.
Yapylan bir günah ile övünmek, o günahy yapmaktan daha kötüdür.
Kibir bulunan kalbde, Allah korkusu bulunmaz.
Bir kimse, bütün ilimleri kendinde toplasa da, Allahü teâlânyn
ryzasyna uygun ibadet etmedikçe, azaptan kurtulamaz.
Yumu?aklyk, öfke ate?ini söndürür. Hiddet ise, öfke ate?ini
körükler.
Eshab-y kiramdan herhangi birini kötülemek, dini kötülemek olur.
En kyymetli ibadet, Allahü teâlânyn dinini, Onun kullaryna
yaymaktyr.
Allahü teâlâdan gelene razy olmak ve Onun kullaryna acymak,
Peygamberlerin ahlakyndandyr
SAGLIGIN SIRLARI
1-Suyu seviniz. Güne iki bardak su içerek baslayip, gün
boyunca 2- 2,5 litre su tüketmeye çalisiniz.
2-Her sebze ve meyveyi mevsiminde en az iki defa tüketiniz.
Doganin tamamini kullanmis sayilirsiniz.
3-Çocuklar için sütü, büyükler için de özellikle yogurdu her gün
sofranizdan eksik etmeyiniz. Yasamin sirlarindan biri olan
probiyotikleri bünyenize almis olursunuz.
4-Hasta olmasaniz bile, sifali otlari/bitkileri kullanarak
vücut direncinizi (immün sistemi) kuvvetli tutunuz.
5-Evinizde kurutulmus nane, ihlamur, adaçayi, kekik, kusburnu,
feslegen, keten tohumu, zencefil, çörekotu, günlük, yesil çay
ile sogan ve sarimsagi her zaman bulundurunuz. Her gün bunlardan
en az birini kullanmaya çalisiniz ki bunlar vücudunuzun koruyucu
$övalyeleridir.
6-Sarimsak, sogan, tere, maydanoz, nane, dereotu, roka, feslegen
türü yesillikleri fazla tüketiniz. Bunlar vücudunuzun yakin
korumalaridir.
7-Salatanizi mümkün oldugu kadar çok çesitten olusturunuz.
8-Hazir çorbalar yerine kendi yaptiginiz çorbalari tercih ediniz.
Gidanin en dogalini elde etmis olursunuz.
9-Kis için ev yapimi domates salçasini tercih ediniz.
Domates Allahü teala'nyn bize armagani harika bir
antioksidandir.
10-Katki maddeleri içeren gidalari, mevsim disi sebze ve
meyveleri fazla tüketmeyiniz. Bünyenizi fazla dinamitlememis
olursunuz.
11-Günlük 3-4 adet badem, ceviz ve findik almanyz sizi her daim
kuvvetli kilar,
12-Haftada en az 2 kez bakliyat ve balik tüketmege çalisiniz.
13-Sicak yemekler için toprak, çelik ve cam kaplari tercih
ediniz.
14-Kis aylarinda tulum peyniri, portakal, limon, greyfurt,
mandalina ve kusburnu tüketimini artiriniz.
15-Kisin disarida isleriniz yogun ise; güne pekmez içerek
baslayiniz. Bu uygulama vücudunuzun antifrizidir.
16-Zihinsel çalisiyorsaniz kuru üzüm yiyiniz. Beyniniz enerjisiz
kalmasin.
17-Ekmek tercihinizi kepekliden yana kullaniniz. Bagirsaklar
kepekli tam posalarla tanissin.
18-Her sabah 20 dakika derin nefes alip verme çalismasi
yapilmasi, her nefes alimlarinda 4-5 saniye nefesin içimizde
tutulmasi çok yararlidir. Dogru nefes aldigin kadar hafiflersin.
19-Sabahlari ofis ve evinizi 5 dakika tam havalandirarak
maksimum düzeyde oksijen, günlük 30 dakika tempolu yürümekle de
tüm organlarinizi kazanirsiniz.
20-Gülmeyi hiç ertelemeyiniz. Ruhunuzun en iyi ilaçlarindandir.
21-Gece uyku ortaminin karanlik olmasi, yorgunluk durumlarinda
ise ögleyin kisa süreli uykular iyidir. Vücudumuzdaki pek çok
restorasyon islemi gece, kisa süreli uykularda da günlük
tamiratlar yapilmaktadir.
22-Firsat buldukça topraga çiplak ayakla basiniz. Tüm
olumsuzluklariniz topraga geçer.
23-Her gün 5 dakika gözlerinizi kapatip hiçbir sey düsünmemeyi
ögreniniz. Bu sizin yeniden dogumunuz gibidir.
24-Yasaminiz boyunca, vücudunuzu çok kötü ü$ütmemeye çali$iniz.
25-Kahvalti masanizda bali her daim bulundurunuz. Bin bir
çiçegin özütüdür o.
26-Yag tercihinizi genelde zeytinyagindan tarafa kullaniniz.
Vücudunuz hep bunu bekler.
27-Kahvaltinin mutlaka tam yapilmasi, ögle ögününün orta, ak$am
ögününün de hafif alinmasi her daim iyidir.
28-Tuz ve $ekeri bünyenize ölçülü aliniz. Bunlarin azi karar
fazlasi hep zarardir.
29-Margarinleri fazla kullanmamak cildinize, kalbinize ve
damarlariniza verdiginiz en büyük ödüldür.
30-Günlük bir elma ve bir havucun bünyenizde harikalar yaptigini
unutmayiniz.
Bugünün i?ini yaryna byrakma,
aksi halde i?leri zayi etmi? olursun.
Ecel emelin önündedir. Ecele, i? ve amel ile ko?. Çünkü
ecel geldikten
sonra artyk i? ve amel yoktur. Yki i?ten, ahiret için
olany tercih et!
Çünkü ahiret baki, dünya fanidir.Daima temkinli ol;
temkinli olmak dil ile de?il kalb iledir.
Azabyndan korkarak ve rahmetini umarak Allahü teâlâya
sy?yn,
çünkü sy?ynmak ve korunmak korku ve ümit iledir. Kim
Allah’a
sy?ynyrsa Allah onu korur. Daima iyi bir akybet, zayi
olmayacak
bir i?, herkesin vardy?y bir kaynak için çaly?. Çünkü,
eninde,
sonunda varylacak yer, o kadar korkunç bir duraktyr ki,
orada yürekler hoplayacak, çok kimse zillet içinde
olacaktyr.
Kyyamette, o korkunç yeri bilip de amel etmeyen,
yararly i? yapmayan kimsenin duyaca?y hasret ve
pi?manlyk sonsuzdur. ?u âyet-i kerimeyi dü?ünmelidir!
(Bugün [hak ile bâtylyn, iyi ile kötünün,
hakly ile haksyzyn ayryldy?y] bir gündür.
Sizi de, sizden öncekileri de burada topladyk.)
[Mürselat 38]
[A?a?ydaki suallerin hepsi ayny ki?iye aittir.] Çalgy ile ilgili hadisler Sual: Çalgyyy yasaklayan hiçbir hadis yoktur. Varsa birini bildirir misiniz? CEVAP |
|
Cariyelerin ?arky söylemesi Sual: Buhari ve Müslim’de
bildiriliyor ki: Hazret-i Âi?e anlatyr: CEVAP |
|
Ybadete müzik kary?tyrmak Sual: Ybni Mace’nin bildirdi?ine göre, Resulullah, Rübeyyi binti Muavviz’in dü?ününde, def çalarak Bedir sava?yyla ilgili kahramanlyk türküleri söyleyen iki küçük kyzy dinlemi?tir. Bu esnada ?arky söyleyenlerden birisi; “Aranyzda, yaryn ne olaca?yny bilen bir Peygamber var” demesi üzerine, Resulullah Efendimiz, (Byrak o sözü, önceki söylediklerine devam et, gayby ancak Allah bilir) buyurmu?tur. Bu da her çe?it çalgynyn helal oldu?unu göstermiyor mu? CEVAP |
|
Sevinç türküleri Sual: Habe?liler, harbeleriyle, [küçük
myzraklaryyla] oynarken Hazret-i Ömer, yerden aldy?y
çakyl ta?laryny onlara fyrlatty. Resulullah (Ya
Ömer, byrak onlary oynasynlar. Zira onlar Beni
Erfidedirler) buyurdu. (Buhari, Müslim) [Dikkat edilirse burada çalgy çalynmyyor, bir nevi kylyç
oyunu oynanyyor] CEVAP |
|
Sevgi gösterisi Sual: Beyheki bildiriyor ki: Resulullah, hicret esnasynda Medîne’ye te?rif buyurdu?u zaman, kadynlar dam ba?larynda defli ve sesli olarak, “Taleal-bedru aleynâ….” diyerek sevinçlerini göstermi?lerdir. Bu da, her çe?it çalgynyn helal oldu?unu göstermiyor mu? CEVAP |
|
Dü?ünlerde def çalmak Sual: Bir evden kula?yna gelen def
sesleri üzerine Resulullah, evde ne oldu?unu sorar.
Dü?ün cevabyny alynca, (Bu nikâhtyr, sifah [zina] de?ildir” der. Ybni
Mace bildiriyor ki: Hazret-i Âi?e, Medineli bir yakynyny
evlendiriyor. Dü?ün yerine gelen Peygamber Efendimiz,
(Kyzy gelin ettiniz mi?) diye sorar. Evet
derler. Peygamber Efendimiz, (Kyzla birlikte
türkü söyleyecek birini de gönderdiniz mi?) buyurur. Hazret-i Âi?e, hayyr deyince,
Peygamber Efendimiz buyurdu ki: CEVAP |
Asyl marifet çok sevap kazanmaktyr |
| Kalb dünya arzularyndan birine ba?ly kaldy?y
ve geçici lezzetlerden birinin pe?ine takylyp gitti?i müddetçe, ahireti nasyl sevebilir? Ynsanyn ilmi arttykça, Allah’a sevgisi arttykça, nefsinden so?umaya, nefret etmeye ba?lar. Bu hâle kavu?mak, Allahü teâlânyn lütuf ve ihsanydyr. O kulunu sevdi?inin alametidir. Dünyada asyl marifet, çok para kazanmak de?il, çok sevap kazanmaktyr. Dertlerinizi kullara de?il, Allahü teâlâya arz edin. Ystisnalar hariç, dert ve belanyn tamamynyn kendi kusur ve kabahatlerimizden dolayy oldu?unu unutmayalym. Yumu?ak ve mülayim olan kazanyr. Size dininizi imanynyzy ö?reten ana babanyz sizden razy olmadykça Allahü teâlânyn sevgili kulu olamazsynyz. Yhsana kavu?ma sebebi anne baba duasydyr. |
En yakyn dost da tevbe
isti?fardyr…….
Tarla ve bahçenin, hasyl olan nimetin ?ükrü u?urla
verilir.
Malyn, paranyn ?ükrü, zekatyyla olur, ayny zamanda maly,
parayy temizler.
Zekaty vermeyen iki suç i?lemi? olur:
1- Emre itaatsizlik,
2- Fakirin hakkyny gasp
Namazyn kabulü için de, zekat gereklidir, namaz imanla gitmeye
vesile olur.
Herkesi kuyunun dibinde gören kimse, kendisi kuyunun dibindedir.
En büyük dü?man nefs ve i?ledi?imiz günahlardyr.
En yakyn dost da tevbe isti?fardyr.
Sual: ?aka yapmak, fykra anlatyp insanlary
güldürmek iyi bir ?ey mi?
CEVAP
Asyk yüzlü, somurtkan insanlaryn pek sevilmedi?ini hepimiz
biliriz.
Güler yüzlü insanlaryn satty?y sirkeyi alyryz da,
asyk suratly insanlaryn satty?y baly almak istemeyiz.
Bu, insanlaryn tabiatynda var.
Yo?un çaly?malar ve üzücü olaylar kar?ysynda sykylan insanyn,
ne?eli olmaya ihtiyacy vardyr. Bunun için ara syra [dini
hususlaryn haricinde]
fykra anlatmak, ?akala?mak iyi olur. Peygamber
efendimizin de ?akala?ty?y,
(Ben de ?aka yaparym, fakat do?ru konu?urum) buyurdu?u
hadis
kitaplarynda bildirilmektedir. Bir defasynda, ya?ly bir
kadyna,
(Cennete kocakary girmez) buyurunca, kadynca?yz üzülür.
Bunun üzerine kadyna, (Sen o zaman genç olursun)
buyurur.
Güler yüzlü, yumu?ak ve cana yakyn insanlarla konu?mak,
tany?mak ve kayna?mak kolaydyr.
Asyk suratly insanlar ile konu?mak, sykyntydyr. Yhtiyaç kadar
konu?ur,
bir an önce ayrylmak isteriz.